ENDÜSTRİ 1.0

Sanayi devrimi bir anda ve diğer devrimlerde olduğu gibi toplumsal bir patlama sonucu meydana gelmiş değildir. Sanayi devrimi meydana getirdiği çok boyutlu etkiler ile toplumsal, siyasal ve ekonomik yaşamda köklü bir değişime yol açmış, emek sermaye ilişkilerini daha belirgin bir hale getirmiştir. Aynı zamanda sosyal ve ekonomik açıdan birçok toplumsal sınıfın ortaya çıkmasına ya da daha belirgin roller üstlenmelerine olanak sağlamıştır.

Sanayi devriminin belirleyici unsurları;

  • burjuva sınıfının ticari ve endüstriyel faaliyetleri sonucu sağladığı sermaye birikimi,

  • bilimsel birikim sonucu elde edilen teknolojik gelişimdir. Buhar gücünün keşfi sanayi devriminin başlangıcı olarak kabul edilse bile, bu bir anda gerçekleşmemiştir.

 

Bu dönemde yünün yerini yavaş yavaş pamuğun alması ve pamuklu dokumaların dünya tekstil pazarında daha yüksek talep görmesi, bu ürünlerin üretim miktarının artırılması için bir takım yöntemlerin geliştirilmesini zorunlu hale getirmişti. İnsan gücünün talebe cevap verecek miktarda ürünün üretilmesinde yetersiz kalması sonucunda buhar makinesi öncelikli olarak tekstil endüstrisinde kullanılarak önemli katkılar sağlamıştır. Makineleşme çırçır makinesi adı verilen pamuk işleme makinesinin icat edilmesi ile de devam etmiş, bu sayede birim zamanda işlenen pamuk miktarını önemli ölçüde artmış, aynı zamanda yoğun işgücü gereksinimini ortadan kalkmıştır.

 

Endüstri 1.0 döneminin pamuk, kömür, çelik gibi önemli materyalleri vardır.

  • Kömür buhar gücünün oluşturulmasının yanı sıra, metallerin işlenmesi konusunda son derece önemli bir rol üstlenmiştir. Ulaşım alanında buhar makinelerinin demiryolu araçlarında kullanılması sonucunda hammaddenin tedarikinden ürünlerin pazara taşınmasına kadar olan sürecin temel enerji kaynağı ve hammaddesi olmuştur.

  • Çelik ise buhar enerjisinin kontrol edilebilmesi için gerekli olan ve yüksek basınca dayanıklı makinelerin üretilebilmesi için temel hammadde olarak kullanılmıştır. Demiryolu araçları da üzerinde işletildikleri raylar da çelikten imal edilmiş, demiryolu ulaşım sistemi daha dayanıklı hale gelmiş ve bakım onarım maliyeti daha düşük bir seviyeye çekilebilmiştir.

 

Bu yeni teknolojinin imalathanelere girmesi ile birlikte, üretim yapılan yerlerin hem yapısal hem de fiziksel özellikleri değişmeye başladı. Geçmişte insanların çalışabileceği şekilde imalathaneler tasarlanırken, bu süreçte makinelerin daha işlevsel bir biçimde faaliyet gösterebileceği dikkate alınarak, imalathane içi düzenlemeler gerçekleştirilmeye başlandı.

 

1804 yılında Richard Trevithick ilk lokomotifi inşa ederek 24 Şubat günü Galler'deki bir kalay madeninde kullanmıştır. 27 Eylül 1825'te ise kamu hizmetine giren demiryolları ve lokomotiflerin yolcu ve yük taşımaya başlamasıyla birlikte, demiryolu araçları sanayi devriminin diğer bir bileşeni haline gelmişlerdir.

 

Endüstri 1.0’ın başlangıç sürecinde kapitalist burjuva sınıfının elinde karayolu aracı olmadığı gibi, demiryolu araçlarına da sahip değildirdi. Bu tür taşıma unsurları gerek altyapı gerekse üstyapı olarak kamu otoritesi tarafından işletiliyordu. Bu dönemde denizyolu taşımacılığı ise; rüzgar enerjisinin güvenilmez, insan gücünün ise yetersiz olması nedeniyle tümüyle kontrol edilebilir bir niteliğe sahip değildi.

Denizyolu araçlarında buhar makinelerinin kullanılması, denizyolu taşıma süreçlerinin daha fazla kontrol altında gerçekleştirilebilmesine olanak sağladı. Dolayısıyla deniz risklerinin azaltılması beraberinde risk maliyetlerinin, daha geniş perspektifte toplam lojistik maliyetlerin azaltılması ile sonuçlanmış, nihai olarak elde edilen maliyet avantajı ürünlerin ve hammaddelerin fiyatlarının düşülmesine ve bu materyallere ilişkin pazarların genişlemesine yol açmıştır. Hatta bu nedenle kentlerin büyük bölümü lojistik faaliyetlerin gerçekleşebileceği deniz ve iç suyollarının kıyılarında yer almış, kırsal alanlarda yerleşim son derece sınırlı kalmıştır.

 

Öte yandan karayolu şebekesi de diğer taşıma türleri ile kıyaslanmayacak düzeyde olsa da kayda değer gelişmeler göstermiştir. Sanayi devrimi sürecinde başta İngiltere olmak üzere Avrupa’da yeni ve çağına göre modern karayolları inşa edilmeye başlanmış, yol yapımında daha teknolojik unsurlar kullanılmıştır.

Sanayi devrimi öncesinde iletişim de son derece kısıtlı bir yapıya sahipti. Geçmişte iletişim haberin gönderileceği yere seyahat eden birisine veya atlı ulaklar vasıtasıyla gerçekleşmekteydi. Bu durum iletişimin kalitesini bütünüyle ortadan kaldırdığı gibi, yüksek düzeyde maliyete yol açmaktaydı. Bu kapsamda Avrupa’nın birçok ülkesinde iletişimi hızlandırmak ve güven altına almak üzere posta teşkilatları kurulmaya başlandı.

 

İşgücü piyasasındaki arz fazlalığı, kırsal bölgelerden kentsel alanlara yönelik yoğun göç dalgası nedeniyle oluşmuştur. İşveren talep göstermeksizin göçmenler emeklerini arz etmek için işverenlerin kapısını çaldılar ve hayatta kalabilmek için son derece düşük bedeller ile emeklerini arz etmeye başladılar. Tek vardiya üretim daha sonraki süreçte gaz lambalarının bulunması ve üretim alanlarında kullanılmasıyla birlikte gece saatlerini de kapsar hale geldi. Böylelikle vardiyalı çalışma sistemi gelişmiş, imalathanelerin üretim kapasiteleri büyük ölçüde artmıştır. Paralel de ise işgücü gereksiniminin makineleşme soncunda azalması ve bu nedenle işsizliğin büyük ölçüde artış göstermesi toplumsal bir sınıf olarak işçi sınıfının örgütlü bir güç olarak ortaya çıkmasına, bir takım ekonomik, sosyal ve siyasal taleplerde bulunmasına yol açmıştır.

 

Şehire göç ile şehirleşme olgusu da gelişmekteydi, kent merkezleri yeni gelen göçmenler için yerleşim imkanı vermeyince bu insanlar çareyi merkeze bir miktar uzak ama çalışmak için merkezlere gelebilmelerine olanak verebilecek mesafelerde yerleşim yerleri oluşturmakta buldular. Bu durum kentlerin yapısal olarak genişlemelerine ve büyümelerine olanak verdi. Sanayi devrimi sürecinde kentlerin nüfusu ortalama on katı kadar artmıştı. Bu gelişme perakendeciliği de etkileyerek, geçmişte büyük ölçüde tekstil ürünleri satan perakendeciler, işgücünün günlük gereksinimlerini karşılamak üzere fırın, bakkal, kasap vb. türde ürünlere de yöneldiler.

Dış ticaretin daha uzak coğrafyalara ulaşabilecek biçimde genişlemesi beraberinde Avrupa’da daha önce tanınmayan birçok hammadde ve ürünün Avrupa’ya getirilmesine ve yüksek karlarla satılmasına olanak sağladı. Diğer yandan üretimde kullanılan materyallerin farklı coğrafyalarda daha ucuz ve kolay elde edilmesi tedarik maliyetlerini de önemli ölçüde azaltırken, daha önce üretimde kullanılmayan boya vb. yardımcı materyaller ürünlerin kalitesini, dolayısıyla bu ürünlere talebi önemli ölçüde artırdı.

Sanayi devrimi sürecinde Avrupa’da kayda değer bir sermaye birikimi ve refah artışı gözlenmeye başlanmıştı. Bu gelişmeler tedarik süreçlerinin yeniden yapılanmasını da gerektirmiştir. Burjuva sınıfı bu sermaye birikimine yol açan paradigmayı kuramsallaştırmıştır; ülkenin toplam refahını artırmanın yolunun ülke içerisinde kullanılan para miktarına bağlı olduğunu, dolayısıyla bir ülkede para miktarı artırıldığında bunun gelişmeye ve sosyal refaha olumlu etki edeceğini ortaya atmıştır. Bu denklemde gelir dağılımı adaletinin aranmadığını halen görmekteyiz.

Avrupalı sanayiciler ulaştıkları uzak coğrafyalarda yaşayan yerli halkların ucuz işgücü olabileceğini fark ederek, bu insanları endüstrilerine hizmet etmeye zorladılar. Hammadde elde ettikleri coğrafyalarda yaşayan insanlar zorunlu olarak, günlük yiyecekleri karşılığında neredeyse tüm gün hammaddelerin elde edilmesi ya da hammaddelerin işlenerek mamul hale getirilmesi gibi işlerde çalıştırıldılar. Üretim faaliyeti ancak yüksek katma değer ve kalifiye işgücü gerekli olduğunda ana vatanda gerçekleştirilmekteydi. Bunun dışında her türlü ürün ya da yarı mamul köleler vasıtasıyla üretilmeye başlandı. Bunu Çok önemli olan sonuçlarından birisi de; endüstrilerin ana vatandaki yerli işgücüne bağımlılıkları azalmış olması, yeterli düzeyde kalifiye olmayan işgücünün üretim faaliyetlerinin dışında bırakılmasıdır.

Bu dönemde endüstriyel ve ticari faaliyetler sonucunda elde edilen katma değer, kapitalist sınıfın evlerinde saklayabileceklerinden çok daha fazlaydı ve ellerinde tutmaları son derece risk yaratabiliyordu. Bu sorunu ortadan kaldırmak üzere kapitalist sınıf hem paralarının güvende olmasını hem de paralarının daha çoğalmasını sağlamak için bankaların kullanılabileceğini gördü. Bunun en iyi örneklerinden birisi; 1694 yılında kurulan İngiltere Bankasıdır. Bu banka ile birlikte, geçmişte şahıs şirketi olarak kurulan bankalar kamu destekli sermaye şirketlerine dönüşmeye başladılar.

Endüstri ve ticari sınıf, bankalardan ticari faaliyetlerinin yanı sıra, hammadde ve ürünlerinin emniyet ve güvenle kendilerine ulaştırılmasını sağlamak için de bir garanti sistemi oluşturmasını talep etti. Bunun sonucunda bankalar müşterilerine modem sigorta hizmetleri de vermeye başladılar.

Bütün bu gelişmeler ışığında sanayi devriminin ekonomi ve toplumsal yaşam üzerinde meydana getirdiği etkilere daha detaylı bir biçimde göz atıldığında, öncelikli olarak tarım alanında köklü değişimlerin yaşandığı söylenebilmektedir. Geçmişte tarım faaliyetleri daha çok insanların gereksinimlerini karşılamak üzere gerçekleştirilen aktiviteler iken, bu süreçte tarım ve hayvancılık endüstrileri beslemek üzere bir hammadde kaynağı haline gelmiştir. Dolayısıyla ekilen tarımsal ürünlerin de bu dönemde farklılaştığını görüyoruz.  Daha önce tarımsal faaliyetlerde bulunanlar daha çok gıda vb. ürünler ekerken, sanayi devrimi sürecinde ara malı olarak ifade edilebilen, tekstil vb. endüstrilerin gereksinimleri olan pamuk vb. ürünlerin ekimi ile uğraşmaktadırlar. Diğer yandan tarımda ürün çeşitliliği de büyük ölçüde azalmış, toprakların çiftlikler halinde birleştirilmeleri sayesinde endüstrinin ihtiyacı olan hammaddeler daha geniş alanlarda ekilmeye başlanmıştır.

Hayvancılıkta da benzer eğilimlerin görmek mümkündür. Özellikle yün üretimini artırabilmek için daha fazla yün alınabilen hayvanlar beslenmeye başlanmış, büyük baş hayvanlar başta olmak üzere yün üretimi konusunda verimi düşük küçükbaş hayvanlar elimine edilmiştir. Dolayısıyla beslenen hayvan türlerinde de önemli azalmalar kaydedildiği gibi, et için üretimin yerini yün için üretim almış, dolayısıyla başlıca gıda ürünlerinden birisi olan kırmızı et üretimi de büyük ölçüde daralmıştır. Diğer taraftan tarım ile uğraşan sınıf büyük ölçüde daralma yaşamış, topraksız olan köylülerin dışında toprağa sahip olan küçük tarım işletmeleri artan rekabet koşullarında daha büyük işletmelerle rekabet edemeyerek, kapanmışlar ve topraklarını bu büyük tarım işletmelerine kaybetmişlerdir.

Bu döneme damgasını vuran makineleşme süreci tarımsal faaliyetlerde de söz konusu olmuştur. 1700’lü yılların başında kullanılmaya başlanan tohumlama makinesi tarımsal faaliyetlerde makineleşmenin başlangıcı olmuştur.

Bu dönemde yapısal değişimlerin gözlendiği bir başka alan ise; metal işleme endüstrileridir. Sanayi devrimi öncesinde metal işleme faaliyetleri tekstilde olduğu gibi imalathane ve atölye düzeyinde idi. Tarım araçlarında metal unsurların kullanılması toprağın daha derin bir biçimde bellenebilmesine olanak sağladı. Bunun sonucunda tarımsal üretimde ciddi artışlar görülmeye başlandı. İlerleyen süreçte kara ordularının düzenli bir nitelik kazanması ve askeri teknolojide meydana gelen gelişmeler metal işleme faaliyetlerine olan gereksinimleri de büyük ölçüde artırmıştır. Aynı zamanda gereksinim duyulan metallerin daha kaliteli olabilmesi için de arayışlar söz konusu olmuştur. Bu sayede askeri amaçların dışında başka endüstriler için de kullanılacak hafif alaşımlı dayanıklı metallerin elde edilmesi mümkün olmuştur. Bu süreçte metal eritme teknikleri de değişim göstermiş, daha önce kullanılan odunların yerine daha yüksek kaloriye sahip kömürün ikame edilmesi metallerin şekillendirilmesi için bir dönüm noktası olmuştur. Bunun sonucunda başta kömür olmak üzere maden ürünlerine talep giderek artmış, kömür madenleri bu talebi karşılayabilmek üzere yeni üretim teknikleri kullanmak zorunda kalmıştır.

Geçmişte kömür; yer altından insan ve hayvan gücü kullanılarak çıkartılırken, madenlerde galerilerin genişletilmesi maden işletmeleri için yüksek maliyetli bir uygulama olarak görülüyordu ve bu nedenle kömür arabalarını bu dar galerilerde çekebilecek ölçülere sahip çocuklar kullanılıyordu.

 

Bu noktada endüstrileri besleyen madenler daha fazla kömür, demir ve diğer madenleri elde ederek endüstrilere sevk edebilmek için makineleşme yoluna gitmiş, buharlı makineler madenlerde de kullanılmaya başlamıştır.

Endüstri 1.0 ve Sonuçları

Endüstri 1.0 küreselleşme olarak adlandırılan ve çağımızın en önemli olgusu olan sürecin de başlangıç noktası ve ilk aşamasıdır. Küreselleşme olarak tanımlanan ve tüm dünyanın sınırların olmadığı bir pazar haline gelmesi ve sermayenin her coğrafyaya sınırsızca ulaşarak iktisadi ve ticari faaliyetlerini yerine getirdiği, ek olarak dünya üzerinde yaşayan her bireyin bir tüketici konumuna geldiği süreç olarak ifade edilebilen küreselleşme; yüzyıllarla ifade edilebilecek şekilde, çok uzun yıllardan beri devam etmektedir.

Küreselleşme sürecinin itici gücü hiç şüphe yok ki kapitalist sınıftır. Kapitalist sınıf sermaye birikimini gerçekleştirirken zaman zaman insani koşullardan çok uzak, işçi sınıfı üzerinde bir sömürü sistemini de hayata geçirmiştir. İlerleyen süreçte daha yüksek getiri beklentisi ile insanlık tarihi açısından büyük acılara yol açan modem anlamdakölelik sistemini tekrardan hayata geçiren sınıf olmuştur. Diğer yandan teknolojik gelişmeye katkıları tartışılmaz bir gerçektir. Günümüzde kullanılan birçok teknolojik unsur, temelini kapitalist sınıfın gereksinimlerinden ve endüstri 1.0 sürecinde gerçekleştirilen araştırma ve deneysel yaklaşımlardan almaktadır.

Endüstri 1.0 sona erdiğinde insanlar daha önceki dönemlerle kıyaslanmayacak ölçüde kalifikasyona ve eğitime sahipti. Bu süreç insanların doğal bir biçimde dönüşmesine yol açmış, yeterli düzeyde kalifiye olamayan insanlar üretim süreçlerinin dışında bırakıldığından insanlar kişisel gelişimlerini artırmak ve daha üst düzey kalifikasyona sahip olmak için çaba sarf etmişlerdir. Aynı zamanda işçi sınıfına mensup aileler eğitimi toplumsal sınıfın değişimi için bir yol olarak görmüşler, çocuklarının bir başka sosyal sınıfa geçebilmeleri için eğitimlerine büyük önem vermişlerdir.

Sanayi devriminin etkileri farklı coğrafya ve ülkelerde farklı bir biçimde kendisini göstermiş, bazı ülkelerde yaratmış olduğu toplumsal dönüşüm çok güçlü ve hızlı bir biçimde cereyan ederken, bazı ülkelerde ise sanayi devriminin rüzgarı çok geç ulaşmıştır.

Bu sürece ilk ayak uyduran ülke olan İngiltere’de koşullar olgunlaşmıştı. İngiltere’de yüzyılların birikimi olarak bilimsel bilgi birikimi söz konusu olmuş, bunun teknolojik gelişmeyi tetiklemesi mümkün olmuştur. Diğer yandan ticaret ve endüstriyel faaliyetler sonucunda muazzam bir sermaye birikimi söz konusu olmuş, aynı zamanda sanayi devriminin en büyük dişlisi olarak sayılabilecek kapitalist burjuva sınıfı tarih sahnesinde yerini almıştı. Kapitalist sınıf ticaret ve üretim konusunda tüm engelleri ortadan kaldırmak istiyor, ekonomik ve siyasal liberalizmi savunuyordu.

Endüstri 1.0 süreci olumlu yanlarının yanı sıra bir takım problemler de yarattı.

Bunların başında emek-sermaye ilişkisini emek aleyhine yeniden biçimlendirdi ve bir sömürü sisteminin oluşmasına izin verdi. Geçmişte belirli düzeyde olsa da görülen grup dayanışması kırsal toplumun çözülmesi ve kentlerde toplanması ile tarihe karışmış, salt bireyi öncelikli hale getiren yaklaşım tüm topluma hakim olmuştu. Aynı zamanda insanlar arasında yaşanan rekabet, farklı ülkelerde yaşayan toplumlar için de söz konusu oldu. Böylece uluslar yaratılmaya ve ülkeler ulus-devlet haline gelmeye başladı. Endüstri 1.0 ve bu sürecin başlangıcı olan sanayi devrimi dolaylı yoldan da olsa ulus-devletlerin inşasının yanı sıra, birinci ve ikinci dünya savaşlarının tarihsel nedenleri arasında sayılabilir.

Sanayi devrimi ve elbette ki Endüstri 1.0 insan doğasının bir eseridir. İnsanlar doğuştan gelen sahip olma ve elde etme güdüsü bu motivasyonu hep canlı tuttu. İnsanlığın başlangıcından beri alet yapımına duyduğu ilgi esasında varlığını sürdürmekten çok doğayı kontrol altına alma isteğinden kaynaklanıyordu.

Dünya’nın tüm ülkelerinde gözlemlenen, çağdaş ve gerçek anlamda kentleşme süreci gelişimini neredeyse tamamıyla Endüstri 1.0’a borçludur. Endüstrileşme sürecinin kentsel alanlarda başlaması ve kırsal alanlarda yaşayan insanlar için bir istihdam alanı haline gelmesi, kentleşme sürecini hızlandırdığı gibi, beraberinde insanların doğasını ve çevreyi algılama biçimini temelinden değiştirmiştir.

İnsanlar kırsal alanlarda belirli dönemlerde başta tarım ve hayvancılık ile uğraşarak geçimlerini sağlarken, çalışma saatleri son derece esnekti. Aynı zamanda çalışma süreleri tüm yılı kapsayacak şekilde geniş değildi. Bu durum kırsal alanlarda dayanışma ve sosyalleşmeyi büyük ölçüde geliştirirken, kırsal yaşamın bir getirisi olarak insanlar kan bağına dayalı gruplar halinde yaşamlarını sürdürmüşlerdir.

Geçmişte toprak, sular ve diğer doğal kaynaklar üzerinde mülkiyet söz konusu değildi. Endüstri 1.0’ın önemli etki yaratan bir paradigması da “mülkiyet” kavramını getirmesidir. Topraklarından koparılan insanlar kentsel alanlara geldiklerinde ekonomik gerçekliklerine uygun olarak ailelerini küçültme yoluna gittiler.

Geçmişte bugünkü anladığımız şekilde şirketler ve işletmeler mevcut değildi. Daha çok kan bağı ile birbirine bağlı küçük gruplar üretim sürecinde farklı roller üstlenebiliyorlar, zaman zaman bu rollerini de değişebiliyorlardı. Bu tarz bir örgütlenme uzmanlaşmaya dayalı olmadığı gibi, profesyonel nitelikte bir iş bölümü de meydana getirmiyordu. Ne var ki endüstrileşme süreci başlayınca küçük imalathaneler ve atölyeler giderek büyüdüler. Geçmişte bu birimlerin yönetimi ailenin en büyüğü tarafından sağlanırken, bu işletmelerin büyüyerek fabrikalara dönüşmeleri; daha yüksek düzeyde iş bölümüne ve uzmanlaşmaya gereksinim doğurduğu gibi, fabrikanın büyüklüğü ile orantılı olarak aile büyüğünün faaliyetleri kontrol edebilmesi neredeyse imkansız hale geldi. Bunun üzerine ailenin diğer fertleri üretimde üstlendikleri işleri aile dışından gelen başkalarına devrederek, kontrol ve izleme faaliyetlerini üstlenmeye başladılar. Zamanla bu da yetersiz gelmeye ya da yönetimin daha profesyonel biçimde yapılması gerekliliği ortaya çıkınca aile dışından olan profesyonel yöneticileri istihdam etmeye başladılar. Bu sayede sayısı giderek artan bir yönetici sınıf ortaya çıktı. Bu sınıf eğitimli, kalifiye ve profesyonel özelliklere sahipti. Ancak bu sınıf üretim araçlarına sahip değildi ve işçiler gibi ücret karşılığı bu hizmetini işverene arz ediyordu. Aynı zamanda işletme fonksiyonlarının giderek karmaşıklaşması ve doğal olarak profesyonellik gerektirmesi bu fonksiyonlarında profesyoneller tarafından yürütülmesine olanak verdi. Bunun sonucunda muhasebe gibi fonksiyonlar profesyonellere devredildi. Buradan da anlaşılabileceği gibi muhasebe, finans, hukuk, pazarlama vb. yeni iş kolları gelişmeye başladı.

Bu işletmeler gerçekleştirdiği faaliyetlere karşılık kendilerince yüksek olarak değerlendirdikleri risklere katlanıyorlar, işletme sahipleri bu riskleri kişisel olarak üstleniyordu. Her insan gibi zaman zaman bunlarda hatalı kararlar alabiliyorlar ve tüm mal varlıkları tehlikeye girebiliyordu. Bu yüzden iş adamları risk alırken çekingen davranabiliyordu. Bu sorunu ortadan kaldırabilmek için işletmeler bir kişilik olarak tanımlanabilirse onun da gerçek kişilere tanınan haklar gibi bir takım haklardan faydalanma imkanı olabilecek, aynı zamanda birden çok kişiden oluşacağı ve ayrı bir kişilik olarak tanımlanacağı için işletme sahibinin sorumluluğu sınırlı olacaktı. Çok geçmeden bu fikir işletme sahiplerinin hoşuna gitti ve işletmelerini şirketler şeklinde örgütlemeye başladılar.

Bir başka önemli nokta da bu şirketlerin ve bunlar tarafından üretilen ürünlerin gündelik hayatımızın ne kadar içerisinde yer aldığıdır. Bu unsurların günlük hayatımızın bir parçası haline getiren en önemli faktörlerin başında haberleşme ve reklam gelmektedir. Gazeteler ilk olarak ortaya çıktıklarında belki de akıllarında böyle bir fikir yoktu. Zaten birçok gazete kamu otoritesi tarafından yayınlanıyor, hükümdarın karar ve görüşlerini tebaaya aktarılması amaçlanıyordu. Çok geçmeden kapitalist burjuva sınıfı bu gazetelerin elden ele dolaştığı ve düşünülenden daha fazla kişi tarafından okunduğunu dikkate alarak, bunun ürünlerin tanıtımında önemli bir enstrüman olabileceğinin farkına vardı.

Günümüzde alışkanlıklarımız, yaklaşımlarımız dahil toplumsal, bireysel, ekonomik ve siyasal birçok kurum Endüstri 1.0’ın çıktılarıdır. Birisi de din anlayışı ve paradigmalarıdır. Geçmişte din özellikle Avrupa’da toplumsal bütün unsurları etkileyen ve biçimlendiren bir olgu iken, Endüstri 1.0 sürecinde büyük oranda dünyevi hayattan çekilmiş, kendisini uhrevi alanla sınırlamak zorunda kalmıştır. Özellikle sosyal ve siyasal alanlardan çekilmesi kapitalist sermaye sınıfının zorlaması ile söz konusu olmuştur.

Özetle doğru ve yanlışları ile bakıldığında kapitalizmi ve sermayeyi suçlamak mevcut problemleri çözmede işe yaramıyor. Bütün sürecin içinde akımları ve kırılımları tetikleyen unsurlardan birisi de insanın doymak bilmeyen tüketme iştahı olmuştur.

©2020 by Yonetibilisim. Heart, Brain and Technology

For The World We Deserve and Desire